Haberler

ERKEN BOŞALMA

Erken bosalma (premature ejekulasyon) PE,  İNSANOĞLU NEFES ALDIĞI SÜRECE, MÜKEMMEL CİNSEL DENEYİMİN BÜYÜLEYİCİLİĞİ VE İNSANIN ONU ARAYIŞI TEMEL BİR VAROLUŞ OLARAK KALMIŞTIR.MÖ 1. VE 4. YÜZYILLAR ARASINDA YAZILAN KAMA SUTRA;  EN İYİ ŞEKİLDE EŞ BULMAK VE ELDE TUTMAK İÇİN, KİŞİSEL DİSİPLİNE ADANAN VE OKUYUCUSUNA ÖĞRENEBİLECEĞİ GENİŞ ÖLÇEKTE BİLGİ SUNAN DÖNEMİNİN YAŞAM TARZI KİTABI OLARAK TANIMLANABİLİR. YAZAR “ BİR ERKEK DAHA UZUN SÜREDE BOŞALIRSA KADINININ ONU DAHA ÇOK SEVDİĞİ, ANCAK KISA SÜREDE BOŞALIRSA KADINININ ONUNLA TATMİN OLAMAYACAĞINI  “GÖZLEMLEMİŞTİR. BU PE NİN SIKINTI, HAYAL KIRIKLIĞI VE İLİŞKİ ANLAŞMAZLIKLARINA YOL AÇTIĞINA DAİR TARİHSEL İYİ BİR REFERANSTIR. AYNI ŞEKİLDE UZAKDOĞU SEKS BİLİMİ TAO DA, ÇİN DE İLK CİNSEL İLİŞKİ ÖĞRETİSİNİN TEMELLERİNİ ATMIŞTIR.BU SANATIN DA TEMEL PRENSİPLERİ; ERKEKTE BOŞALMAYI KONTROL ALTINDA TUTMA VE KONTROLLÜ DİŞİ ORGAZMI VE BUNUN TEKNİKLERİNİ İÇERMEKTEDİR.

PEKİ ERKEN BOŞALMA (PE) NEDİR? ULUSLAR ARASI CİNSEL TIP DERNEĞİ TARAFINDAN YAPILAN TANIMA GÖRE, HERZAMAN VEYA HEMEN HEMEN HERZAMAN VAJİNAL PENETRASYONDAN ÖNCE VEYA SONRA 1 DAKİKA İÇİNDE MEYDANA GELEN VE GEÇİKTİRİLEMEYEN, NEGATİF KİŞİSEL SIKINTI VE PROBLEMLERE YOL AÇAN, KİŞİNİN CİNSEL İLİŞKİDEN KAÇINMASINA NEDEN OLAN BİR DURUMDUR. YAPILAN ÇALIŞMALARDA NORMAL BİR BOŞALMA SÜRESİ 5.4 DAKİKA OLARAK  BİLDİRİLMİŞTİR.

EN SIK GÖRÜLEN İKİ ERKEK CİNSEL FONKSİYON BOZUKLUĞU; ERKEN BOŞALMA (PE) VE SERTLEŞME SORUNU OLAN EREKTİL DİSFONKSİYON(ED) DUR VE BİRBİRLERİNDEN FARKLI KLİNİK TABLOLARDIR, BAZI BİREYLERDE İKİSİ BİRARADA DA GÖRÜLEBİLİR, FAKAT KESİN AYRIMI GEREKLİDİR.

HALK DİLİNDE İKTİDARSIZLIK OLARAK BİLİNEN SERTLEŞME SORUNU (ED), PENİSTEKİ EREKSİYON SÜRE VE GÜCÜNÜN CİNSEL İLİŞKİ İÇİN YETERLİ OLMAMASI HALİDİR.

YAPILAN ÇALIŞMALARDA ( PE ) NİN GÖRÜLME SIKLIĞI -20 DÜZEYLERİNDEDİR. ERKEN BOŞALMA, HAYATI TEHDİT EDEN BİR DURUM OLMAMASINA KARŞIN, CİNSEL ÖZGÜVEN KAYBINA, PARTNER VE ERKEKTE CİNSEL TATMİNDE AZALMAYA VE HAYAT KALİTESİNDE ANLAMLI BOZULMAYA YOL AÇMASI NEDENİYLE ÖNEMLİ BİR DURUMDUR.STRES, MORAL BOZUKLUĞU,SIKINTI, CİNSEL İLİŞKİDEN KAÇINMA GİBİ NEGATİF KİŞİSEL SONUÇLARI VARDIR.BU SONUÇLAR KİŞİNİN GÜNLÜK HAYATINI DA ETKİLEYEREK AİLE İÇİ HUSURSUZLUĞA, EVLİLİKLERİN YADA BİRLİKTELİKLERİN SONLANDIRILMASINA, TOPLUMDAN KENDİNİ SOYUTLAMAYA, YENİ İLİŞKİYE BAŞLAMADA ZORLANMAYA SEBEP OLABİLİR.

ERKEN BOŞALMADA PSİŞİK,GENETİK, HORMONAL, NOROLOJİK BİRÇOK FAKTÖRLER SORGULANMIŞ AMA TAM BİR GÖRÜŞ BİRLİĞİNE VARILAMAMIŞTIR. VARİKOSEL, PROSTATİT, SÜNNET  GİBİ DURUMLAR PE OLUŞUMUNA ZEMİN HAZIRLAYABİLİR FAKAT BUNLAR İLE İLGİLİ KLİNİK KANITLAR  DA YETERSİZDİR.

ERKEN BOŞALMA İLE BAŞVURAN ERKEKLERDE AYRINTILI BİR HİKAYE, GEREKİRSE PARTNER İLE BERABER KONUŞMA, BOŞALMANIN SÜRESİNİ VE BAŞLANGIÇINI BELİRLEME ÖNEMLİDİR. AYRICI TANI YAPILARAK ÖZELLİKLE EREKTİL DİSFONKSİYONLA BİRLİKTE OLUP OLMADIĞI ,YAŞAM BOYU PE, YA DA SONRADAN KAZANILMIŞ PE TANISI ORTAYA KONMALIDIR.

ERKEN BOŞALMA (PE) TEDAVİSİNDE; DAVRANIŞ TEDAVİSİ Kİ BAŞLAT-DURDUR TEKNİĞİ, DUYUSAL ODAKLANMA,PUBOKOKSİGEAL KASLARIN GEVŞETİLMESİ VE PELVİK TABAN REHABİLİTASYON EĞİTİMLERİ VE İLİŞKİ UZMANLARI İLE YÖNLENDİRMELERİ İÇERİR. PSİKOSEKSÜEL BECERİ EKSİKLİĞİNDEN KAYNAKLANAN PE DE PSİKOTERAPİ VE BUNLARLA BİRLİKTE YA DA TEK BAŞINA TEK İLAÇ YA DA İLAÇ KOMBİNASYONLARI VE BUNLARIN 6-8 HAFTA KULLANILARAK DERECE DERECE AZALTILARAK ARA VERME TEDAVİLERİ KONUNUN UZMANI UROLOGLARLA BİRLİKTE YÜRÜTÜLMELİDİR.

İLAÇ TEDAVİLERİNDE SON YILLARDA FAZ 3 ÇALIŞMALARININ DA TAMAMLANDIĞI YANİ GÜVENLİ BİR İLAÇ GURUBU OLARAK ,SEÇİCİ SEROTONİN GERİ ALIM İNHİBİTÖRLERİ (DAPOKSETİN) KULLANIMI YÜZ GÜLDÜRÜCÜ SONUÇLAR VERMEKTE, ERKEN BOŞALMADA SÜREYİ 4 KATINA KADAR ARTIRABİLMEKTEDİR.

 

OP.DR.TANJU CENGİZ

UROLOJİ UZMANI

ÖZEL GÖZTEPE HASTANESİ

HEMOFİLİ NEDİR?

Travma ya da cerrahi girişim sonrası oluşan kanamaların durmasında  damar dokusu, trombositler ve pıhtılaşma faktörleri etkilidir. Pıhtılaşma reaksiyonlarında pek çok enzim yapısında protein görev alır. Bu proteinlerin yapımı ve işlevsellikleri genetik yapımızla bağlantılıdır. Faktör VIII veya Faktör IX adlı proteinlerin kalıtımsal kusurları (eksikliği, yokluğu veya fonksiyon bozukluğu) sonucu görülen pıhtılaşma bozukluğuna Hemofili adı verilmiştir. X kromozomu ile taşınır ve erkek çocukta hastalık izlenir. Genetik bozukluk çoğunlukla ailesel geçişli, bazen de annede oluşan mutasyonlara bağlı olarak sporadiktir. Hastalık, coğrafi ya da etnik bir eğilim göstermez. Oran yaklaşık 10 bin doğumda 1 ‘dir.

Doğumdan hemen sonra genellikle tespit edilemez, bebeklerde diş çıkarırken dişeti kanamaları veya burun kanamaları, çocukluk döneminde ise kas içine kanamayla bölgesel şişlik, morluk olabilir. Yüzesel kesikler, enjeksiyon yerinden kanamalar ile de tanınabilir. Pıhtılaşma tetkikleri ve faktör ölçümleri ile teşhis edilir. Tedavide eksik faktörlerin yerine konması ve destekleyici ilaçlar kullanılır. Kalıcı (kronik) bir hastalık olduğundan tedavi ve izlem süreklidir.

ZİKA VİRÜS NEDİR ?

ZİKA VİRÜS NEDİR ?

·         Zika Virus, sivrisinek tarafından bulaştırılan bir virüstür.

·   İlk defa 1947’de Uganda’da Zika Ormanı’nda, maymunlarda tespit edilmiştir.

·         İnsanlarda ilk defa 1968 yılında Nijerya’da tespit edilmiştir.

·         Daha sonra, Afrika, Amerika, Asya ve Pasifik’te çeşitli salgınlar yapmıştır.

·     Aedes türü sivrisinek tarafından bulaştırılır. Başlıca belirtiler; hafif ateş,kızarıklık, konjunktuvit (göz iltihabı), kas ağrısıdır.

·         Mayıs 2015’de Brezilya’daki sağlık kuruluşları ilk defa Zika Virus Hastalığı ile karşılaşıldığını bildirmişlerdir.

SEMPTOMLAR

·         Başağrısı, ateş, deride kızarıklık, pembe göz, konjunktuvit (göz iltihabı), kas ve eklem ağrısı, yorgunluk

·    Semptomlar, yine sivrisinek ile bulaşan hastalıklar olan Deng Ateşi ve Chikungunya Virus İnfeksiyonu’na benzerdir.

Epidemiyoloji (Salgın)

·         Sivirisinekler, dünyada en sık insan ölümüne sebep olan hayvanlardır.

·         Brezilya’da Mayıs 2015’de başlayan salgın şu ana kadar bu virus nedeniyle olan en büyük salgındır.

·         440.000 ile 1.300.000 arasında şüpheli vaka bildirilmiştir.

·         5000 üstünde mikrosefali (küçük kafa boyutu), 100 üstünde ölüm bildirilmiştir.

·         Etkilenen ülkeler daha çok Güney ve Orta Amerika ülkeleridir.

·         Avrupa’da da saptanan vakalar bildirilmeye başlanmıştır.

BULAŞ YOLLARI

·        Aedes türü sivrisinekler tarafından bulaştırılır.

·        Kan tranfüzyonu ile bulaştığını gösteren 1 vaka olmuştur.

·     Zika Virus’un RNA’sı, amniyon sıvısında saptanmıştır. Bu da, virusun plasentaya geçip anneden bebeğe bulaştığının göstergesidir.

·         Bugüne kadar, emzirmeyle bulaştığını gösteren bir vaka olmamıştır.

PATOGENEZ 

·         Kuluçka süresi, sivrisineklerde 10 gün civarındadır.

·         Virüsün konakları maymun ve insanlardır.

·         Virüs ile infekte olan yenidoğanlarda, beklenen küçük kafa çapı (mikrosefali) ve beyin hasarı görülmektedir.

·            En tehlikeli dönemin, hamileliğin ilk trimester (ilk üç ay) olduğu düşünülmektedir.

TANI

·         Örnek; tükürük, kan, idrar.

          PCR testi, belirtiler ortaya çıktıktan sonra ilk 3-5 gün içinde yapılmalıdır.

·         Seroloji; Antikor testi mevcuttur. Fakat belirtiler çıktıktan 5 gün sonra yapılabilir.

TEDAVİ

·         Şu anda herhangi bir tedavi veya aşısı yoktur.

KORUNMA

·         İnfeksiyonun olduğu yerlere seyahat etmemek gerekir.

·         Seyahat edenler, sivrisineklere karşı gerekli temel koruyucu önlemleri almalıdırlar.

·         Sivrisinek kovan ilaçların işe yarayabileceği düşünülmektedir.

·         Aedes Aegypti türü sivrisineklerin sayısını azaltmak için çalışmalar başlamıştır.

 

Uzm.Dr.Şafak Göktaş

İnfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji

Üst Solunum Yolu Enfeksiyonları Nelerdir?

Üst solunum yolları enfeksiyonları, tüm dünyada insanları en sık doktora götüren sebeplerdir. 

Soğuk algınlığı olarak da bilinirler. Nezle, grip, farenjit, sinüzit, larenjit gibi iltihapların hepsini üst solunum yolu enfeksiyonlarına dahil edebiliriz. 

Bu enfeksiyonların %70- 80’i virüs, kalan % 20-30’u da bakteri kaynaklıdır. Üst solunum yolları enfeksiyonuna sebep olabilen 200’ün üzerinde virüs vardır. 

Bu tür hastalıkların sonbahar ve kış aylarında daha sık görülme sebebi, çocukların okula gitmesi, bir arada olması, insanların iç ortamlarda yakın temas içinde olmaları ve düşük nemin burun mukozasını kurutmasıdır. Üst solunum yolu enfeksiyonuna sebep olan etkenlerin ayrımını yapmak önemlidir. Çünkü, bakteriyel hastalıklarda antibiyotik kullanırken, viral hastalıklarda antibiyotik kullanılması sakıncalıdır. Bu hastalıkların tanısı için hastanın kliniği, boğazdan alınan sürüntü örneğinin kültürünün yapılması ve bazı hızlı testler kullanılabilir. Fakat, en önemli tanı yöntemi, Türkiye’de kullanıma yeni giren, tanıda oldukça ileri bir yöntem olan Multipleks PCR denilen moleküler bir yöntemdir. 

Bu testin ismi “ Solunum Yolu Etkenleri Multipleks PCR Testi” olarak geçmektedir. 

Bu test ile boğazdan alınacak bir sürüntü örneği veya balgam ile aynı çalışmada 18 adet virüs ve 4 adet bakteri beraber bakılabilmektedir. 

Bu test ile aranan 18 virüs, en sık infeksiyon oluşturan virüslerdir. İçinde domuz gribi etkeni H1N1 de vardır.

4 bakteriyel etken ise, başka tanı yöntemleri ile üretilmesi çok zor olan ve belirti vermeden zatürreye sebep olan atipik pnömoni dediğimiz etkenlerdir.

Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Şafak GÖKTAŞ

SEZERYAN SONRASI VAJİNAL DOĞUM (SSVD)

Kadın Hastalıkları ve Doğum

SSVD , Daha önce sezeryanla doğum yapmış bir kadının  uygun şartlar oluşturulduktan sonra vajinal  doğum yapmasıdır.

Bu doğumların bize avantajı nedir?

Normal vajinal doğum daha kısa iyileşme sürecine sahiptir

Kalabalık bir aile düşünen çiftler için daha fazla çocuk sahibi olma olasılığını sağlar.

Normal doğumu başaramamış hissi bazı kadınların psikolojisini kötü yönde etkilemektedir. Birçok kadın bu nedenle SSVD tercih etmektedir.

Bebekler içinde en sağlıklı olanın normal doğum olduğunu bilmekteyiz.

SSVD de başarı şansını arttıranlar nelerdir?

Daha önce bir alt segment kesili sezeryan operasyonu geçirdiyseniz,

Bebeğiniz ve siz sağlıklıysanız, yolunda giden bir hamilelik geçiriyorsanız,

Tekrar sezeryan olmanızı gerektirecek başka bir sebep yoksa ( plasenta previa, makat geliş vs)

Daha önceki doğumlarınız arasında başarılı bir normal doğum varsa,

Doğumunuz kendiliğinden başlıyor ve müdahalesiz ilerliyorsa başarı şansınız yüksektir.

SSVD şansımı daha da arttırmak için neler yapabilirim?

Doğuma hazırlanmalısınız? Sadece sizin hazırlanmanız da yetmez, eşinizi de bu işe dahil etmelisiniz. Unutmayın doğumda en yakınınız ve en büyük destekçiniz eşiniz olacak.

DOĞRU doğuma hazırlık eğitimini bulmalısınız.

Doğumda tek başınıza değilsiniz profesyonel destek almalısınız. Psikolojik desteğiniz çok önemli. Özellikle SSVD isteyen gebelerin mutlaka psikoterapi seansı alıp bir önceki doğumun kötü etkilerinden kurtulması gerekir.

Doğru doktor ve ebe  ile çalışmalısınız. Doğumda medikal müdahalelere çok başvuralamayacağı için bunların alternatiflerini bilen iyi bir ekiple çalışmak yırtılma ,kanama  riskini en aza indirir başarı oranını ise çok arttırır.

Gerçekten istemelisiniz.  Moda diye, hadi ben de bir deneyeyim diye bu işe girmek çoğunlukla başarısızlıkla sonuçlanır.

Riskleri nelerdir?

Eğer eski sezeryan dikişlerinizden yırtılma olursa ki bu oran % o.3'tür, acilen sezeryan olmanız gerekebilir. Bu durum hemen farkedilip hızla operasyona alınırsınız. Bunun için gece ameliyat ekibi olan bir hastanede doğum yapmanızı tavsiye ederiz.

Ssvd adaylarının doğum başladıktan sonra hastanede takibini tercih ediyoruz. Doğum takibiniz tıpkı kendiliğinden başlayan ilk doğum gibi olmalı ama çalıştığınız sağlık profesyonelleri de oluşabilecek her durum için önceden tedbirini almış olmalıdır.

Unutlumaması gereken en önemli nokta , doğumunuz nasıl olursa olsun sizin ve bebeğinizin sağlıklı olarak doğumdan çıkmasıdır.Bunun için kendinize güvenin, doğru profesyonellere kendinizi emanet edin ve doğumda karşılaşılabilecek her durumu önceden hazırlanın. Sezeryan da olsanız , ssvd de yapsanız doğumdan mutlu ayrılın.

Op.Dr.Güneş Gündüz

SINAV DÖNEMİNDE ÖZEL BESLENME ÖNERİLERİ

Beslenme ve Diyet

Sınav Döneminde Özel Beslenme Önerileri

TEOG sınavına günler kala öğrencilerin yaşadıkları stresse yeme bozuklukları da eşlik edebiliyor. Bununla beraber stresse bağlı mide bulantısı, kabızlık, ishal gibi sorunlarda baş gösterebiliyor. Yeterli ve dengeli beslenme ile başarı performansı artabilmek mümkün. Peki öğrenciler sınav öncesinde beslenmelerinde nelere dikkat etmeli?

Ara öğün tüketimi önemli

Sınavdan önceki günlerde 3 ana ve 3 ara öğün şeklindeki beslenme kan şekeri düzeylerini düzenleyeceğinden konsantrasyon ve başarı düşüklüğünü önleyecektir.

Sınavdan bir gece önceki öğün içeriğine dikkat

Sınav gününden 1 gün önceki özellikle akşam öğününde sindirimi zor, gaz yapıcı besinlerden uzak durmak gerekiyor. Aksi takdir de sindirim sıkıntısı gece uykusunu da etkileyeceğinden öğrenciler sabaha yorgun ve halsiz başlayabilir bu durumda sınav başarısını düşürebilir. 1 gece önce balık tercih edilmesi zengin omega 3 kaynağı olması nedeniyle hafızayı güçlendirir ve sınav konsantrasyonunu artırır.

Kahvaltıyı ihmal etmeyin.

Sınav sabahı dengeli bir kahvaltı tüketilmesi hafıza güçlendirecek ve öğrencilerin dikkatlerini toplamasını kolaylaştıracaktır. Kahvaltıda peynir, yumurta, süt, tam buğday ekmeği, salata, ceviz gibi besinler tercih edilmelidir. Kahvaltı yapmadan sınava giren öğrencilerde ilerleyen saatlerde kan şekeri düşmesi, acıkma, konsantrasyon güçlüğü, halsizlik gibi sıkıntılar yaşanabilir.

Basit karbonhidrattan uzak durulmalı

Özellikle sınav günü ve sınavdan bir gün önce şeker, çikolata, hamur işleri gibi besinlerin tercih edilmemesi gerekiyor. Bu tip besinler kan şekerinde ani iniş çıkışlara yol açabileceğinden öğrencilerin dikkatlerini toplamasını zorlaştırabilir.

Probiyotik alımını sağlayın.

Sınav öncesinde stresse bağlı kabızlık ya da ishal durumları yaşanabilir. Sınavdan önceki günlerde probiyotikli besinlerin alımı bağırsak florasını koruyacağından bu sorunları önleyecektir. Öğrencilerin beslenmesinde probiyotik içerikli yoğurt ya da kefir tercih edilmelidir.

Uyku önemli

Sınav öncesindeki gece de aşırı kafein alımı, yağlı yiyeceklerin tercih edilmesi, asit içeriği yüksek içeriklerin tercihi öğrencilerin uyku kalitesini etkileyebilir. Yatmadan 1 saat önce papatya ya da rezene çayı tüketilmesi rahat bir uyku sağlayacaktır.

Sınav günü için örnek kahvaltı menüsü-1

  • 2 dilim beyaz peynir
  • 1 tane haşlanmış yumurta
  • 2-3 dilim tam buğday ekmeği
  • Domates,salatalık, biber vb.
  • 2-3 tam ceviz içi
  • 1 su bardağı süt ( eğer gaz yaparsa laktozsuz sütler tercih edilebilir)

Sınav günü için örnek kahvaltı menüsü-2

  • 3 yemek kaşığı yulaf ezmesi ile 1 yumurtalı omlet
  • 2 dilim beyaz peynir VEYA lor peyniri
  • 1-2 dilim tam buğday ekmeği
  • 2-3 tam ceviz içi VEYA 5-6 tane zeytin
  • Söğüş salata

Uzm. Dyt. Sernaz Çakır ERCİL

Beslenme-Diyet ve Fitoterapi Uzmanı

ÇARŞIDAN ALDIM BİR TANE EVE GELDİM BİN TANE

Değişken hava şartlarıyla beraber nezle ve grip gibi gribal enfeksiyonlara yakalanma olasılığımız artıyor. Peki biz ne yapmalıyız?. Beslenmemize dikkat etmek yapmamız gerekenlerin başında geliyor. Mineraller ve vitaminler ile hücreyi oksidasyon stresinden koruyan antioksidanlardan zengin sebze-meyvelerimizi günlük besinlerimiz arasında bulundurmak gerek. Bu mevsimde bunların başında ise nar geliyor.

Nar, zengin vitamin ve mineral içeriğiyle kış mevsiminin vazgeçilmezleri arasında yer alıyor. ‘Besinsel içerik yönünden en zengin meyveler’ arasında tanımlanan nar, kalsiyum, B6, B9 ve C vitaminleri ile demir, magnezyum, fosfor ve potasyum gibi sağlıklı beslenme açısından büyük önem taşıyan bileşikler yönünden oldukça zengin iken bazı fenolik bileşikleri de yoğun  olarak içerir. 

Antioksidan özelliği açısından yeşil çaydan 3 kat daha fazla olan nar, vücut direncinin ve bağışıklık sisteminin kuvvetlenmesinde yardımcı olur.

1 orta boy nar (yaklaşık 300 g) 180 kal’dir.
C vitamini ihtiyacınızın %48’ini, Lif ihtiyacınızın %45’ini, Folat ihtiyacınızın %27’sini,
Potasyum ihtiyacınızın ’ını karşılarsınız.

NAR KABUĞU

Narın kabuğunda bulunan antioksidanlar sayesinde kanser gelişimini önlemekte ve kalp damar sistemimizi koruyarak oluşabilecek damar yapı bozukluklarını önlemiş olmaktadır. Nar kabuğunu çay şeklinde ya da öğünlerinizde kullanarak, meme, prostat, yemek borusu, barsak ve cilt kanserine kendinizi koruyabilirsiniz.

NAR SUYU    

Nar suyu parlak kırmızı rengini antosiyoninlerden alır. Nar suyunun içerisinde bir insanın günlük C vitamini gereksiniminin ’sını karşılayacak miktarda C vitamini içermektedir. Bunun yanında B vitamini, demir, fosfor, sodyum, potasyum, çinko ve magnezyum minerallerini, pektin denilen diyet lifinide içerir. Nar suyunda, hemen hemen bütün aminoasitlerin bulunduğu; valin ile metiyoninin  ise çok yüksek konsantrasyonda olduğu belirtilmektedir. Ayrıca nar suyunda sitrik asit, malik asit, okzalik asit gibi organik asitler de bulunmaktadır. Hiperlipidemisi  ve Tip 2 diyabeti olan kişiler üzerinde yapılan bir pilot çalışmada, yoğunlaştırılmış nar suyunun, kolesterol emilimini azalttığı, kolesterolün dışkı ile atılımını artırdığı, kolesterol metabolizmasında rol oynayan enzimlere yararlı etkiler gösterdiği bulunmuştur. Aynı çalışmada, total ve LDL kolesterol düzeyinde anlamlı azalma ile birlikte total/ HDL ve LDL/HDL kolesterol oranında düzelme saplanmıştır. Ayrıca nar suyunun kan basıncını düşürdüğü ve damar tıkanıklığını önlediği bulunmuştur. Bir yıl süren bir çalışmada ise nar suyu verilen kişilerin kan basıncını , damar tıkanıklığının %30 azaldığı tespit edilirken,  nar suyu verilmeyen kişilerde damar plaklarının %9 arttığı görülmüştür. Nar nasıl o kadar tohumu kendi içerisinde toparlamışsa, sağlık üzerine yararlarını da kendi içinde birleştirmektedir. Bu özellikler başını narın antioksidan özelliği oluşturmaktadır. Nar vücutta kimyasal reaksiyonlar sonucu açığa çıkan kanserojenik radikal maddeleri antioksidan özelliği sayesinde yok etmekte böylece kanser oluşumunu engellemektedir. Bağırsak düzenleyici, kalp ve damar sağlığını konrol edici gibi özelliklerini de içinde barındırmaktadır.

Tüm bunların yanı sıra 1 su bardağı nar suyu fazla kalori ve yüksek glisemik indeks içereceğinden nar meyvesinin kendisinin yenmesi hem daha sağlıklı hem daha doyurucu olacaktır.

 

Sağlıklı güzel günler

 

Dyt. Sernaz Çakır ERCİL

Stj. Dyt. G. Beyza YILDIRIM

YILBAŞINDA NASIL BESLENMELİYİZ?

“Yeni yıla nasıl girersen öyle devam eder” düşüncesini hepimiz duymuşuzdur ve bu nedenle de gelen yeni yılı kutlamak için aslında pek çoğumuz bu günü beklemekteyiz. Yılbaşı gecesi bazılarımız için ise yeni kararların, yeni planların belki yaşam tarzımızda yapılacak değişikliklerin başlangıcı. Tabi ki böyle bir geceyi mutlu ve güzel hatırlamak için bazı şeylere de dikkat etmek gereklidir. Bunların başında ise beslenme gelmektedir.

Çeşitli yiyeceklerin olduğu sofralar, mezeler, alkol tüketimi yılbaşı gecesi ve sonrasında gaz, şişkinlik, baş ağrısı, yorgunluk gibi sorunlarla karşılaşabiliriz. Peki nelere dikkat etmeliyiz?

31 Aralık günü;

Güne mutlaka hafif bir sabah kahvaltısı ile başlayın.
Akşam nasıl olsa kaçıracağım diye bütün gün kendinizi aç bırakmayın. 2,5-3 saatte bir ara öğün yapmaya özen gösterin.
Akşam yemeğiniz daha ağır olacağından öğle yemeğinde salata, sebze yemeği gibi hafif yiyecekleri yercih edin.
Gün içerisinde 2-2,5 lt su içmeyi ihmal etmeyin.

Yılbaşı Gecesi;

Sofraya aç oturmayın. Yemek öncesinde kuru kayısı + ceviz gibi ara öğün yapabilir ya da yemeğe kremasız çorba ve bol salata ile başlayabilirsiniz.
Yılbaşı gecelerinde hindi tercih edilmesi beslenmeniz açısından iyi bir avantajdır. Çünkü kırmızı ete göre kalorisi, kolesterol oranı daha düşük, sindirimi daha kolaydır.
Sofranızda salata olmasına özen gösterin. Salata uzun süre tok tutacağından fazla besin tüketiminide engeller.
Eğer yılbaşı yemeğini evde yiyecekseniz mezelerinizi yoğurt, peynir, sebze ağırlıklı hafif besinlerle hazırlamaya özen gösterin.
Kızartma, kavurma gibi pişirme yöntemleri yerine ızgara, fırın ya da haşlama gibi sağlıklı yöntemleri tercih edin.
Yemeklerinizi ne kadar hızlı yerseniz o kadar fazla yiyeceğinizi unutmayın. Aynı zamanda hazımsızlık ve şişkinlik oluşmaması için yavaş yavaş, çiğneyerek ve azar azar tüketmeyi tercih edin.
Alkol tüketimine dikkat edin. Rakı, votka, viski gibi içeceklerin yerine şarap, şampanya ya da birayı tercih eddebilirsiniz. Kadınlar için 2 kadeh, erkekler için 3 kadeh gibi bir sınırlama koyabilirsiniz. Alkol alırken yanında bol su içmeye özen gösterin.
Hamur tatlıları yerine sütlü tatlıları ya da meyve tatlılarını tercih edebilirsiniz. 
Kalp hastalığı, diyabet, böbrek ya da karaciğer gibi kronik hastalığı olan ve özel diyet uygulayan kişiler mutlaka diyetlerine devam etmeli ya da  yemek istediği yiyecekleri diyetisyenlerine danışarak programlarına eklemelidirler.

Yeni Yılın İlk Günü;

Özellikle, eğer alkol tükettiyseniz güne 2 bardak su içerek başlayın ve bu sayıyı gün içerisinde 10-12 su bardağına tamamlayın.
Güne mutlaka kahvaltı ile başlayın. Ara öğünlerinize özen gösterin.
Bir gece önceki fazla kalorileri harcamak ve alkol tüketiminin sebep olabileceği yorgunluk, baş ağrısı gibi şikayetlerden kurtulmak için 60-90 dk yürüyüş yapın.
Gün içerisinde sebze ağırlıklı, düşük kalorili besinler tercih etmeye özen gösterin ve günde 3-4 porsiyon meyve tüketin.

 

YENİ YILIN HERKESE SAĞLIK VE MUTLULUK GETİRMESİ DİLEĞİYLE...

 

 Dyt. Sernaz ÇAKIR ERCİL

YENİ YILDA SAĞLIKLI BESLENİN !

Yeni yıldan beklentilerimizi, kararlarımızı planlarken sağlığımızıda ihmal etmeyelim. Bu sene sağlıklı beslenmeye ve fazla kilolarınızdan kurtulup formda olmaya ne dersiniz? İşte sağlıklı beslenme için 10 püf noktası ;

1- Güne kahvaltı yaparak başlayın.

Kahvaltı alışkanlığınız yok ya da kahvaltı yapmayı sevmiyorsanız günün en önemli öğününün kahvaltı olduğunu hatırlatmak isterim. Yeni yılda kahvaltı yapmayı alışkanlık haline getirirseniz metabolizmanızın da hızlanmasına yardımcı olacaksınız.

2- Su tüketiminize özen gösterin.

Özellikle yaz aylarında artan ancak kış aylarında azalan su tüketimine dikkat etmekte fayda var. Günde 2-2,5 lt su içmeye dikkat ederseniz vücudunuza büyük bir iyilik yapmış olursunuz.

3- Yediklerinizi not alın.

Günlük koşuşturma içerisinde farketmeden yemek yediğiniz olabilir. Bunu günlük tutarak kontrol altına alabilirsiniz. Yeni yılla beraber bir not defteri edinin ve yediklerinizi(saat ve miktarları ile birlikte) , duygularınızı, neler hissettiğinizi defterinize not alın. Böylelikle yanlışlarınızı ya da doğrularınızı farkedeceksiniz.

4- Günlük beslenmenizde meyve ve sebzeye yer verin.

Sebze ve meyvelerin posa içeriği yüksek olduğundan beslenmenizde bulunmasına özen gösterin. Bu gibi yiyeceklerin yağ oranının düşük ve kalorisinin az olmasının yanı sıra kolesterolü düşürücü de etkisi vardır.  Her gün en az 1 öğününüzün yanına salata ilave ederek hem vitamin ve lif tüketiminizi artırmış hem de tokluk hissinizin daha çabuk oluşmasını sağlamış olursunuz.

5- Yemeklerinizi yavaş yemeye çalşın.

Yemekleri çok hızlı yiyorsanız o kadar çok yemek yiyorsunuz demektir. Beynimize doyum sinyali 12-18. dakikalar arasında ulaşır. Bu nedenle yemeklerinizi yavaş ve çok çiğneyerek yerseniz daha az yemek yiyerek doymuş olursunuz.

6- Öğünlerinizi atlamayın.

Günlüğünüzü oluştururken öğünlerinizi 3 ana ve 3 ara olmak üzere 6'ya bölmeye çalışın. Her öğün için yaşantınıza göre bir saat belirleyin ve öğünlerinizi atlamayın.

7- Ara öğünlerde 150-200 kaloriyi aşmayın.

Her öğünde olduğu gibi ara öğünlerde ne yediğimize ve ne miktarda yediğimize dikkat etmeliyiz. Ara öğünlerinizde ;1 su bardağı yarım yağlı süt + ½ paket yağlı azaltılmış bisküvi, 3 tane kuru kayısı + 2 parça ceviz, 1 dilim beyaz peynir + 2 tane kepekli grisini  ya da 1 porsiyon meyve gibi besinleri tercih edebilirsiniz.

8- Fiziksel aktivitenizi artırın.

Hareketinizi ne kadar artırırsanız kalori yakımınızda hızlanacaktır. Eğer gün içerisinde yürüyüş yapmaya  ya da spor yapmaya fırsat bulamıyorsanız günlük aktivitenizi artırabilirsiniz. Asansör yerine merdiven kullanabilirsiniz, telefonla konuşurken odanın içinde dolaşabilirsiniz, arabanızı uzağa parkedip yürüyebilirsiniz ya da otobüsten 1 durak önce inebilir ve gideceğiniz yere kadar yürüyebilirsiniz.

9- Yüksek glisemik indeksli besinlerden uzak durun.

Beyaz pirinç, beyaz ekmek, patates, makarna, reçel gibi gıdaların glisemik indeks değerleri yüksektir. Bunların yerine tam buğday ekmeği, çavdar ekmeği ya da kepek unundan yapılmış, glisemik indeks değeri düşük  yiyecekleri tercih edin. Diyette bol posalı/lifli besinlere yer vermeye özen gösterin çünkü öğünlerde lif oranı arttıkça glisemik indeks değeri  de azalır.

10- Alışverişe tok karnına çıkın.

Alışverişe giderken listenizi önceden hazırlamaya dikkat edin. Ve özellikle alışverişte aç olmamaya dikkat edin. Çünkü ne alacağınızı bilmeden ve aç karnına alışveriş yaparsanız markette almayı düşünmediğiniz şeyleri de alabilir ve yiyebilirsiniz. Bu nedenle alışverişinizi planlamadan alışverişe çıkmayın.

HERKESE SAĞLIKLI, MUTLU VE FORMDA BİR SENE DİLERİM smile

 

 Dyt. Sernaz ÇAKIR ERCİL

KIŞ AYLARINDA BESLENMEYE DİKKAT!

Kış aylarının gelmesi havaların da soğumasıyla birlikte hastalıklar baş göstermeye başladı. Hastalıklardan kendimizi korumanın en iyi yolu sağlıklı beslenmek ve bağışıklık sistemimizi kuvvetlendirmek olacaktır. Maalesef ki kış aylarında, soğuk havalarda vücut kendini korumaya alır ve metabolizmamız yavaşlar, karbonhidratlara eğilim artar, fiziksel aktivitenin de azalması ile birlikte kilo artışı görülebilir. Peki, kış aylarında nasıl beslenmek gerekiyor?

Güne kahvaltı ile başlamak;

Kahvaltı her yaşta, her mevsimde günün altın öğünüdür. Kahvaltının önemi kış aylarında daha da artmaktadır. Güne kahvaltı ile başlamak hem bağışıklık sisteminizi kuvvetlendirmeye yardımcı hem de metabolizmanızın hızlanmasına destek olacaktır. Bu nedenle kaliteli besinlerde kuvvetli bir kahvaltıyı ihmal etmeyin.

Ara öğünler çok önemli;

Kış aylarında vücut kendini korumaya alabilir. Bu durumda da metabolizma yavaşlar. Bunun yanı sıra pilav, makarna, çikolata, tatlı gibi karbonhidratlara eğilim artar. Ara öğünlerde atlandığı durumda bu istek daha da artabilir. Bu nedenle kan şekerimizi dengeleyecek ara öğünleri günlük beslenmemizde ihmal etmememiz gerekir. 2-3 saatte bir olacak şekilde öğünlerinizi düzenleyebilirsiniz. Ara öğünlerde ise meyve, süt+bisküvi, ayran+galeta, kuru meyve+ceviz gibi besinleri tercih edebilirsiniz.

Su tüketimine dikkat;

Sıcak havalarda artan su tüketimi maalesef kış aylarında azalıyor. Ancak su her mevsimde hayatımızda olmalıdır. Her gün içeceğimiz 2-2,5 lt su, metabolizmamızı hızlandırmaya ve besinlerin sindirimine yardımcı olur, kabızlığı önler, eklemlere destek olur. Kış aylarında çay tüketimi artabilir ancak hiçbir içecek suyun yerini tutmayacaktır.

Yüksek glisemik indeksli gıdalardan uzak durun;

Beyaz pirinç, beyaz ekmek, patates, makarna, reçel gibi gıdaların glisemik indeks değerleri yüksektir. Bunların yerine tam buğday ekmeği, çavdar ekmeği ya da kepek unundan yapılmış, glisemik indeks değeri düşük yiyecekleri tercih edin. Diyette bol posalı/lifli besinlere yer vermeye özen gösterin çünkü öğünlerde lif oranı arttıkça glisemik indeks değeri de azalır. Haftada 1 günde kuru baklagil tüketmeniz hem günlük alınan posa içeriğinizi artıracaktır.

Kış aylarında meyve ve sebze tüketimi önemli,

Soğuk havalarda her gün bol sebze ve meyve tüketimi vücut direncini artırmaya yardımcı olacak içeriğindeki vitamin ve mineraller bağışıklık sistemimizi kuvvetlendirecektir. A ve C vitaminlerinden zengin brokoli, havuç, lahana, maydanoz gibi sebzeler ve portakal, mandalina, greyfurt, kivi, elma gibi meyvelerin tüketimi antioksidan içeriğiyle de önemlidir.

Posa ve probiyotik tüketimine özen gösterilmeli,

Kış aylarında metabolizmanın yavaşlaması ve fiziksel aktivitenin de azalması ile birlikte kabızlık sorunları görülebilir. Bu nedenle posa tüketimini artırmak çok önemlidir. Posa içeriği yüksek olan sebze ve meyvelerin yanı sıra ekmek, makarna, pilav gibi besinlerinde kepekli olarak tercih edilmesi bağırsak hareketlerini hızlandıracaktır. Bunların yanı sıra bağırsak hareketlerinizi düzenlemek için probiyotik içerikli yoğurtları tercih edebilir, kefir içebilirsiniz.

Fiziksel aktivite ihmal edilmemeli,

Havanın erken kararması ve soğuması fiziksel aktiviten azalmasına yol açabilir. Ancak fiziksel aktiviteyi alışkanlık haline getirmeli, haftada 2-3 gün 30-40 dk yürüyüş yapmaya özen gösterilmelidir. Yürüyüş yapacak imkanınız ya da vaktiniz yoksa günlük hareketlerinizi artırabilir, günde 10bin adım atabilirsiniz.

 

Dyt. Sernaz Çakır Ercil

15-21 ARALIK LOHUSA SENDROMU FARKINDALIK HAFTASI…

Psikoloji alanında; Postpartum (Doğum Sonrası) Depresyonu olarak geçmesinin yanında, insanlar arasında yaygın olarak ‘’lohusa sendromu’’ olarak bilinir. İstatistiklere bakıldığında; her 5 kadından 1’inin lohusa depresyonu geçirdiği tespit edilmiştir.

Postpartum depresyonu, doğumu takip eden süreç içinde oluşabilen beyin kimyasındaki bir takım değişikliklerin neden olduğu bir rahatsızlık tablosudur. Gebelik sırasında, hormonal düzeyde gerçekleşen değişimler (özellikle progesteron ve östrojen düzeylerindeki yükselme), doğumundan sonra ki süreçte ise hem bu hormanlardaki hem de iyi hissetmenize neden olan endorfinlerin miktarındaki düşüş kadınların ruh halini de etkileyerek duygu durum alanında değişimlere sebep olur.

Yeni anneler, doğumdan sonraki ilk sene içinde depresyona daha yatkındırlar. Çocukla birlikte yeni yaşam tarzına uyum sağlamaya çalışma mücadelesi özellikle duygusal destek kaynağından yoksun anneler için doğum sonrası depresyona bir işaret niteliğindedir.

Doğumdan önce hayatınızla ilgili stres yaratan kaynakları olabildiğinde azaltmanız önlem için alınabilecek en iyi yollardan biridir. Doğum öncesi ve sonrası süreçte aile içinde kurulan destek sistemi çok önemlidir. Bu yüzden sadece sizin değil eşinizin ve sizle iletişimde olacak olan ailenin diğer üyelerinin de bu konuda bilgilendirilmeleri çok önemlidir. Postpartum da tedavi mümkündür ve gereklidir. Unutmayın! Postpartum’un neden olduğu ruh sağlığı bozuklukları için uzman bir psikoterapistten yardım almak şarttır.

Uzm. Psk. Cansu ANGIN

DİKKAT EKSİKLİĞİ HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞU HAKKINDA…

‘‘DEHB’de tedavinin amacı; belirtileri azaltmak, işlevselliği artırmak, çocuk ve yakın çevresinin iyilik halini sağlamaktır.’’ PEKİ AMA; DEHB (DİKKAT EKSİKLİĞİ HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞU) NEDİR?  NE DEĞİLDİR?

Dikkat Eksikliği Hiperakivite Bozukluğu aşırı hareketlilik, istekleri erteleyememe, dikkat sorunları (dürtüsellik) belirtileriyle kendini gösteren psikiyatrik bir bozukluktur. DEHB var denilebilmesi için bu belirtilerin; çocukta, gençte ve ya erişkinde yedi yaş öncesinden beri bulunması, normal bir kişide olduğundan daha şiddetli ölçüde görülmesi gerekir. Unutulmamalıdır ki; Her haraeketlilik halini ve ya dikkat problemlerini DEHB olarak tanımlayamayız. Dikkat Eksikliği Hiperakivite Bozukluğu nöropsikiyatrik bir bozukluktur.

DEHB tanısı konmuş kişilerde yaş dönemine bağlı klinik bulgular değişebilmektedir. Sıklıkla çocukluk çağı bozukluğu olarak bilinen DEHB’nin gelişimsel bir nitelik taşıdığı; bozukluğun, çocukluk ve ergenlik döneminin ardından yetişkinlikte de sürdüğü görülmektedir.

DEHB tanısı konmuş çocukların anne babaları çoğunlukla çocuklarının bebeklik döneminden itibaren aşırı hareketli olduğunu ifade etmektedirler. Ancak DEHB’nin gelişimsel düzeye uygunsuz biçimde oluşan dikkat eksikliği ve aşırı hareketlilik davranışları 3-4 yaş arasında gözlemlenmektedir. Nadiren de olsa okula başlangıç dönemi olan 5-6 yaşa kadar bu belirtilerin ortaya çıkmadığı durumlar da olabilir.

Destekleyici ve yapılandırılmış bir ortama gereksinimi olan çocuklarda evdeki dağınık ortam, zaten var olan DEHB belirtilerinin şiddetlenmesine ya da komorbid durumların gelişmesine neden olabilir. DEHB’de çocuğun hayatının akademik, sosyal ve duygusal alanlarında görülen yetersizlik ve sıkıntılar neticesinde çocukta özgüven azalması, mutsuzluk, başarısızlık ve bunlara bağlı olarak yaşam kalitesinde düşme, bireylerarası ve aile içi ilişkilerde bozulma, ruhsal iyilik durumunun negatif yönde etkilenmesi mümkündür. Bu sebeple hastalığın çok boyutlu izlenmesinde klinik parametrelerin yanında psikososyal boyut giderek önem kazanmaktadır.

 

Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğunun Nedenleri…

Genetik Etkenlere Bakıldığında; Aile, ikiz, evlat edinme ve segregasyon analizi gibi çalışmalar yapılmasına rağmen genetik geçiş şekli hakkında kesin bilgi alındığı söylenemez. Fakat DEHB hakkında gerçekleştirilen moleküler genetik çalışmalar mevcuttur. Tartışma konusu olan, DEHB’nun etiyolojisinde genetik araştırmalarda ortaya çıkan bazı genlerin gen-çevre etkileşiminde daha ön planda olduğudur. DEHB tanılı olguların yakın akrabalarında DEHB görülme riski -%35 arasında değişmektedir. DEHB olgularının kardeşlerinde DEHB görülme riski %32 civarındadır. Anne babasında DEHB olan çocuklarda ise bu risk %57’lere çıkmaktadır. İkiz çalışmalarında da DEHB’nun kalıtsal özelliği vurgulanmıştır. Tek yumurta ikizlerinde DEHB konkordansı %50-%84, çift yumurta ikizlerinde ise %30-%40 olarak bulunmuştur (Kayaalp, 2008).

Beyin İşlevleri ile İlgili Değişikliklerden Nörokimyasal Etkenler ve Psikosoyal Etkenler’e bakıldığında ise; nörokimyasal etkenler için Dopamin (DA) ve dopaminden sentezlenen noradrenalin (NA) dikkat, konsantrasyon ve bunlarla ilgili motivasyon, uyanıklık gibi diğer bilişsel işlevlerdeki önemi bilinmektedir. DEHB'nin etiyolojisinde psikososyal çevrenin önemi de araştırılmıştır. DEHB etiyolojisinde psikososyal etkenlerin birincil rolü olduğu düşünülmemektedir. DEHB olan çocuklarda çok farklı ebeveyn-çocuk ilişkisi örüntüleri ve ailelerde işlev bozuklukları görülebilmektedir. DEHB olan ergenlerin ailelerinin, normal ergenlerin ailelerine göre olumsuzlukları daha çok dile getirdikleri tespit edilmiştir. (Öncü ve Şenol, 2002).

 

Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğunda Tanı Ölçütleri…

Tanı Koymak için 2 temel yaklaşımdan yararlanılmaktadır: DSM-IV (APA, Amerikan) ICD-10 (WHO, Avrupa). DSM-IV tanı koymak için daha sık kullanılmaktadır. DSM-IV’e göre DEHB 3 çeşit gösterir : ADHD-IN (predominately inattentive type), ADHD-Combo (Combined type), ADHD-HI (predominately hyperactivity) Tanı koyabilmek için gözlenen belirtilerin ev ve okul olmak üzere  iki ortamda da gözlenmesi gereklidir (Beçene M, 2012).

Aşağıdaki dikkatsizlik semptomlarından altısı nın (ya da daha fazlası) en az altı ay süreyle gelişim düzeyiyle uyumsuz bir derecede devam etmiş olması gerekir. (Özelce, 2008):

 

Dikkatsizlik:

Günlük etkinliklerinde çoğu zaman unutkandır.

Çoğu zaman dikkatini ayrıntılara veremez ya da okul ödevlerinde, işlerinde ya da diğer etkinliklerde dikkatsizce hatalar yaparlar.
Çoğu zaman dikkati dış uyaranlarla kolayca dağılır,
Çoğu zaman üzerine aldığı görevlerde ya da oynadığı etkinliklerde dikkati dağılır.
Çoğu zaman üzerine aldığı görev ya da etkinlikler için gerekli olan şeyleri kaybeder (örneğin oyuncaklar, okul ödevleri, kalemler, kitaplar ya da araç gereçler).
Doğrudan kendisine konuşulduğunda çoğu zaman dinlemiyormuş gibi görünür.
Çoğu zaman sürekli mental aktivite gerektiren görevlerden kaçınır, bunları sevmez ya da bunlarda yer almaya karşı isteksizdir.
Çoğu zaman üzerine aldığı görevi ve etkinlikleri düzenlemekte zorluk çeker.
Çoğu zaman yönergeleri izlemez ve okul ödevlerini, ufak tefek işleri ya da iş yerindeki görevlerini tamamlayamaz (karşıt olma bozukluğuna ya da yönergeleri anlayamamaya bağlı değildir).

 

Hiperaktivite (Şenol ve ark.,1994):

Çoğu zaman elleri, ayakları kıpır kıpırdır ya da oturduğu yerde kıpırdanıp durur.
Çoğu zaman sınıfta ya da oturması beklenen diğer durumlarda oturduğu yerden kalkar.

Çoğu zaman çok konuşur.

Çoğu zaman uygunsuz olan durumlarda koşturup durur ya da tırmanır (ergenlerde ya da erişkinlerde öznel huzursuzluk duyguları ile sınırlı olabilir).
Çoğu zaman hareket halindedir ya da bir motor tarafından sürülüyormuş gibi davranır.
Çoğu zaman sakin bir bicimde bos zamanları geçirme etkinliklerine katılma ya da oyun oynama zorluğu vardır.

 

İmpulsivite (dürtüsellik) (Şenol, Şener ve Köroğlu, 1994):

Çoğu zaman başkalarının sözünü keser ya da yaptıklarının arasına girer (örneğin Çoğu zaman sırasını beklemede güçlüğü vardır.

başkalarının konuşmalarına ya da oyunlarına burnunu sokar).
Çoğu zaman sorulan soru tamamlanmadan cevabını yapıştırır.

 

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu Çeşitleri…

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğunun üç alt grubundan söz edilmiştir (Tahiroğlu ve ark., 2005):

DEHB-Bileşik tip: DEHB-bileşik tipte ana bulguların üçü de aynı anda bulunur. Bileşik tipte yaş dikkate alındığında yaşadığı gelişim döneminin özelliklerine göre aşırı sayılacak şekilde hareketlilik vardır. Düşünmeden davranma, sırasını bekleyememe, her şeyi elleyip kurcalama, çok konuşma, artmış cinsel uğraşlar gibi dürtüsellik belirtileri sebebiyle sık sık sosyal ortamlarda problemler yaşarlar. Dikkatlerini bir hususa vermekte ve devam ettirmekte güçlük çekerler, küçük iç ya da dış uyaranlarla dikkat çabucak dağılır ve bu sebeple özellikle eğitim yaşamında zorluklar yaşarlar. Bileşik tip sıklıkla erişkin hayatta da devam eder. Her iki cinsiyette en sık görülen alt tiptir.

DEHB- Dikkat Eksikliği Önde Olan Tip: DSM-IV’ un dikkat eksikliği tanı ölçütleri vardır, ama hiperaktivite ve dürtüsellik ölçütleri tam olarak karşılanmaz. Bu çocuklarda dikkatin toplanması ve devam ettirilmesiyle ilgili problemler yaşanmaktadır. Dikkat eksikliğinde ana problem bireyin belirli bir şeyle ilgilenirken o sırada içinden gelen başka bir şey yapma isteğine engel olamamasıdır. Dikkat eksikliği olan kişiler bu isteklerini erteleyemezler. Kızlarda erkeklere göre daha yaygın olarak gözlemlenmektedir.

DEHB-Aşırı Hareketliliğin Önde Olduğu Tip: DEHB- aşırı hareketliliğin önde olduğu tip olan çocuklar dikkat eksikliği tanı ölçütlerini karşılamazlar. Bu ölçütleri alan çocuklar dikkat eksikliği olanlardan daha erken şekilde fark edilir. Bu çocukların tanı koymak için yapılan ilk muayenesinde hareketlilik gözlenmeyebilir. Okul ve ev ortamında ele alınması gerekir. Erkeklerde kızlara göre daha yaygın olarak görülmektedir.

 

Dünya çapındaki çocukların %8-’sini etkileyen DEHB, çocukluk çağında başlayan psikiyatrik bozukluklar arasında en sık görülenlerden biridir. Şiddetli stres yaratan durumlar genetik yüklülük sebebiyle zaten sınırda işlev gösteren bir santral sinir sisteminde DEHB belirtilerinin tanı konabilecek düzeye yükselmesine sebep olabilir. DSM-IV-TR’da belirtilen kriterler dikkate alındığında okul çağındaki çocuklar arasında DEHB sıklığı %3-%5 olarak bildirilmektedir. Normal gelişimi, akademik ve sosyal alanlardaki fonksiyonelliği olumsuz etkilemesi sebebiyle önemli bir halk sağlığı sorunu olarak görülmektedir.

 

Uzm.Psk.Cansu ANGIN

BEBEK DOSTU HASTANE

Doğum hizmeti veren  hastanelerden; gebeliklerinden itibaren anne  adaylarını anne sütü ve emzirme konusunda  bilgilendiren,doğumdan hemen sonra  annelerin bebeklerini emzirmesini sağlayan,  güncel bilgilerle eğitilmiş sağlık personeleri ile  annelere bebeklerini nasıl emzirecekleri  konusunda yardımcı olan hastaneler “Bebek  Dostu Hastane” ünvanının almaya hak kazanıyor.

 

NASIL BEBEK DOSTU KALINIR

Bebek Dostu Hastane plaketi alan hastanelerde her iki yılda bir tazeleme eğitimleri yapılıyor ve SB merkez değerlendirme ekipleri tarafından kontrol ediliyor. Başarılı çalışmalarının sürdürenlere teşekkür belgesi veriliyor ve başarılı olmayanların plaketleri geri alınıyor.

 

BİZİM HASTANEMİZDE NASIL

İstanbul Özel Göztepe Hastanesine WHO ve UNİCEF tarafından önerilen başarılı anne  sütü uygulamaları nedeni ile bebek dostu hastane  ünvanı verilmiştir.

 

AS (anne sütü) ile Beslenmenin 10 Adımı

*AS ile beslenmenin yazılı yöntemleri hastane çalışanlarına düzenli olarak iletilir.

*Sağlık çalışanları yöntemleri uygulamak üzere bu  gelişme yönünde eğitilir.

*Bütün kadınlar AS ile beslenmenin uygulaması ve yararları hakkında bilgilendirilir.

*Annelere doğumdan sonraki ilk yarım saat içinde emzirme konusunda yardımcı olunur.

*Bebeklerinden ayrılmış olsalar da anneler sütlerinin sürekliliği için ve süt verme konusunda bilgilendirilir.

*Yenidoğan bebeğe tıbbi olarak gerekmediği sürece AS dışında hiçbir gıda ve içecek verilmemelidir.

*Anne ve bebeği 24 saat bir arada tutmaya özen gösterilmelidir.

*6 aydan sonra da bebeğe istediği sürece süt verilmelidir. 2 yaşına kadar emzirmenin önemi vurgulanmalıdır.

*AS alan bebeğe emzik verilmemelidir.

*Sütle beslenmeyi destekleyen gruplar kurup, anneler hastane ya da klinikten ayrılırken bu gruplara yönlendirilmelidir.

 

BAŞARILI EMZİRMENİN EN ÖNEMLİ ANAHTARI ANNENİN KENDİNE GÜVENMESİDİR

Başarılı emzirme, annenin bebeğini emzireceğini düşünmesi ve bunu başaracağına inanmasıyla başlar.

Nasıl emzireceğini bilen anne kendine güven duyar

Emzirmeye doğumdan sonra 1\2-1 saat içinde başlayın

İlk 6 ay yalnızca anne sütü verin

6 aylıktan itibaren anne sütüne ilave ek gıda başlayın

Emzirmeye 2 yaş ve ötesine kadar devam edin

 

EMZİRMENİN ANNE İÇİN FAYDALARI

Kısa sürede eski kilosuna döner

Rahim daha çabuk toplanır

Bebekle arasında yakın bir bağ kurulur

Psikolojik tatmin sağlar

Özel bir hazırlık gerektirmez

Anne sağlığını korur

Ekonomiktir.

 

EMZİRMENİN BEBEK İÇİN FAYDALARI

ANNE SÜTÜ Daima temiz, taze ve uygun ısıdadır.

Hazmı kolaydır.

Kabızlığı önler.

Hastalıklardan korur.

Doğal besinlerden içeriği en mükemmel olanıdır.

EMZİRME çene ve diş sağlığı için yararlıdır.

Konuşmayı geliştirir.

Anne ve bebek arasında sıcak bir bağ oluşturur.

Yeni bir gebeliğin gecikmesini sağlar

ANAOKULUNA BAŞLAMADA İLK ADIMLAR

Çocuk, ilk kez okula başlıyor olabileceği gibi, daha önceki senelerde okula gitmiş de olabilir. Ancak araya yaz tatilinin girmesiyle sanki okula yeni başlıyormuşçasına tepkiler gösterebilir. Tüm bunlar, oldukça sık görülen ve çocukların doğasında olan durumlardır.

En sık görülen davranışlar:

Uzun süreli ağlama ve sakinleşmesinin uzun sürmesi,
Anne-babadan ayrılamama ve sürekli fiziksel temasa gereksinim duyma,
Okula gitmek istememe ve gitmemek için nedenler üretme,
Sabahları baş ağrısı, kusma, ishal gibi psikosomatik belirtiler vb.

Bu durumun nedenleri olarak şunları sıralayabiliriz:

Bilinmeyen bir ortama girmekten duyulan kaygı ve korku: Çocuklar için kendini güvende hissetmek çok önemlidir. Yeni karşılaştığı bir ortam ona bir süre güvensiz gelecektir.

Yeniliklere karşı uyum göstermekte zamana gereksinim duyma: Çocuğun yaşı ne kadar küçükse uyum süreci o kadar uzun sürecektir.

Anne ve/veya babaya aşırı bağımlılık: Aşırı bağımlılık, kaybetme ve terk edilme korkusunu da beraberinde getirir. Çocuk, okula gittiğinde anne-babasını bir daha göremeyeceğini düşünebilir.

Ev ortamındaki değişiklerle okula başlamasının aynı zamana denk gelmesi: Yeni bir eve taşınma, yeni bir kardeş (kardeşim bütün gün evde kalıyor ama ben kalamıyorum!), aileden birinin hastalığı (hastaya bakmak isteyebilir), boşanma (kendisi okuldayken anne veya babanın evden gideceğini düşünebilir) vb.

Çocuğun geçmişte olumsuz bir okul deneyimi yaşaması: Geçmişteki olumsuz bir okul deneyimi, çocuğun yeni okulu için de aynı şeyi düşünmesine neden olabilir. Ta ki yeni okulunda kendini güvende hissedene dek.

Anne ve/veya babanın çocuğun kendilerinden ayrışmasına izin vermemesi: Bazen anne-babalar çocuklarından ayrıldıkları için kendileri de suçluluk ve kaygı duyguları yaşarlar ancak bunu fark etmeleri kolay olmaz. Böyle bir durumda çocuğun okul korkusunu bilmeyerek arttırırlar.

Bazen de ilk günlerde okula uyumda zorluk yaşamayan çocukların birkaç gün sonra yukarıda anlatılanlara benzer tepkiler verdikleri görülür.

 

Böyle bir durum yaşanmasının sebepleri:

İlk günlerde yaşadığı şaşkınlığı üzerinden atmasıyla ayrılık korkusunun gün yüzüne çıkması,
Okula gelmenin parka gitmek gibi olmadığını anlamaya başlaması,
Okulun sürekliliğinin farkına varması,
Çocuk-merkezli bir ev ortamından geliyorsa okulun kurallarına uyum sağlamada güçlük çekmesi,
Öğretmeni ve arkadaşları ile iletişim kurmakta zorlanması vb. olabilir.

 

Nasıl davranmalı?

Çocuğunuza zaman tanıyın; düzenli bir şekilde okula devam etmesini sağlayın.
Ayrılmalara, vedalaşmalara özen gösterin. Çocuk, vedalaşmalara alışmış olmalı ve sonrasında kendisini neyin beklediğini bilmelidir. Vedalaşmalar kararlı ve net olmalı, çok uzun sürmemeli ve dramatik olmamalıdır. Ayrıca ondan habersiz okuldan gidilmemelidir.
Anne-baba olarak ağlayan çocuğu ‘arkada’ bırakmak kolay değildir. Ancak kararlı ve sabırlı olmaya çalışın ve okuldaki eğitimcilerin çocuğunuzla ilgili geribildirimlerine kulak verin.
Çocuğa kısaca okulun amacını anlatın. Okulu yalnızca bir oyun yeri gibi göstermeyin.
Çocuğun okul hakkındaki düşüncelerini dinleyin ancak çok fazla yorumda bulunmayın. Çocuğun anlattıklarını öğretmeni ile paylaşın.
Anne-babanın okula yönelik bakış açısı da çocuğu etkiler. Okula ve öğretmene karşı olumlu ve güvenli bir bakış açısı varsa çocuk bunu hissedecek ve onun için yeni olan bu ortama daha çabuk güven duyacak ve uyum sağlayacaktır.
Çocuğu okula alıştırmak için okulu korkutucu, ceza veren bir yermiş gibi göstermeyin. Örneğin, ‘Anne-babalar içeride oturursa müdür onlara kızar ya da ceza verir’ yerine ‘Okulun kurallarına göre anne-babalar çocukları bahçede bekliyorlarmış’ gibi bir açıklama yapmaya özen gösterin.
Çocuk okula uyum gösterene kadar hep aynı yetişkinin onu okula götürmesine ya da servise bindirmesine özen gösterin.
Okul çıkışında onu kimin karşılayacağını söyleyin ve değişiklik yapmamaya özen gösterin.
Çocuğunuzun evden sevdiği, bağlı olduğu bir nesneyi okula götürmesine izin verin. Bu nesne, ona sizi anımsatır ve onun kendini güvende hissetmesini sağlar.
Kendi duygularınızı tartın. Acaba onu okulda ‘sizsiz’ bıraktığınız için suçluluk, çaresizlik, kaygı, öfke gibi duygular yaşıyor olabilir misiniz?

 

Psk. Sedef Tarçın

DİYET LİSTESİYLE FORMA GİRİN

Değişen uyku düzenimiz, gece daha geç yatmalar, tatiller, misafirler ve özellikle oruç tutanlarda değişen yeme düzeni sebebiyle almış olduğumuz bu kilolardan sağlıklı ve dengeli bir alınan kiloları vermemiz,beslenme düzenimizin ve alışkanlıklarımızın eski  haline dönmesi ve fiziksel aktivite desteğiyle mümkün. Küçük değişikliklerle siz de eski formunuza, sağlıklı şekilde geri dönebilirsiniz.


1. Su tüketiminizi arttırın. 2.5-3 litre kadar su tüketin.
2. Posa bakımından zengin besinlerle hem sindirim sisteminizi destekleyin.Böylelikle,kalori bakımından düşük,hacim ve besin içeriği zengin şekilde beslenmemizi sağlamış oluruz.Tam tahıllı ekmek,az yağlı süt ürünleriyle hazırlayabileceğimiz cacık,ayran,az yağlı salatalar ve bitkisel proteinler olan kurubaklagiller bize bu bakımdan yardımcı olabilir.
3 .Günde 45 dakika – 1 saat orta tempolu yürüyüşler yapın.
4. Öğün sayılarınızı arttırın.Özellikle öğlen ve akşam yemekleri arasında bir ya da iki küçük ara öğün yaparak metabolizmanızı hızlandırabilirsiniz.Bu ara öğünler bir porsiyon meyve ve 2-3 kaşık kadar az yağlı yoğurt ya da 1 küçük dilim tam tahıllı ekmek ve beraberinde bir üçgen peynir büyüklüğünde az yağlı bir peynir ile yapabileceğiniz mini bir kahvaltı şeklinde olabilir.
5. Tatlı tüketiminizi kontrol etmek için hamurişi ve kızartma tatlılar yerine porsiyon kontrolü gözeterek kuru ve yaş meyveler tüketebilirsiniz.Haftanın bir ya da iki günü evde hazırlayacağınız az şekerli küçük bir kase sütlü tatlıyı ya da iki top kadar dondurmayı öğle ve akşam arasındaki ara öğününüzde tüketebilirsiniz.
6. Sindirim sisteminizi desteklemek süt ürünlerini seçerken probiyotik olanları tercih edebilirsiniz.Ana öğünlerdeki ayran ya da yoğurt yerine kefir ya da probiyotik yoğurt tercih edebilirsiniz.Ara öğünlerinizde de bu ürünleri bir küçük kutu probiyotik yoğurt ve bir porsiyon meyve şeklinde ya da 2 adet kepekli grisini ve bir bardak kadar kefir gibi tüketebilirsiniz. 
7. Dışarıda yemek tercihi yaparken, et, tavuk, balık gibi seçenekleri ızgara olarak tercih edin. Yanına pilav ve patates kızartması yerine sote sebze ya da yağsız salata tercih edin. İçecek tercihinizi ayran olarak tercih edebilirsiniz. Eğer iki kişi iseniz ayran ve sade sodayı karıştırıp yarım yarım tüketebilirsiniz. Özellikle sıcak yaz aylarında kaybedilen mineral kaybını bu şekilde yerine koymada destek sağlayabiliriz. Salata tercihiniz varsa, sossuz olarak isteyip, kendi salata sosunuzu 1 tatlı kaşığı zeytinyağı ile kendiniz hazırlayabilirsiniz.

Örnek Beslenme Planı

Sindirim sisteminizi uyandırmak için aç karnınıza 1-2 bardak su ve 2 kuru kayısı ile birlikte 1 tam ceviz ile güne başlayın.


KAHVALTI
Seçenek 1:
Açık şekersiz çay ya da sade kahve
2 yemek kaşığı kadar lor peyniri (1 çay kaşığı çörek otu, pulbiber ve maydanoz eklenmiş)
1 adet haşlanmış yumurta
1 ince dilim çavdar ekmeği
Yağsız domates,salatalık,roka,maydanoz ve istenilen yeşillikler

Seçenek 2:
1 kutu sade probiyotik yoğurt ya da 1 bardak yarım yağlı ya da yağsız süt
½ muz ya da 1 parmak kalınlığında taze ananas
3 yemek kaşığı kadar pişmiş karabuğday ya da yulaf ezmesi

ARA ÖĞÜN

3 adet kuru kayısı ya da kuru erik
1 çay bardağı az yağlı süt ya da bu miktar sütle yapılmış şekersiz kahve 


ÖĞLE YEMEĞİ
6-8 yemek kaşığı kadar susuz,az yağlı,etsiz sebze yemeği ya da zeytinyağlı sebze yemeği
1 orta boy kase yeşil salata( 1 tatlı kaşığı zeytinyağı,limon ve baharatlarla)
2 ince dilim tam tahıllı ya da çavdar ekmeği
1 kutu probiyotik yoğurt ya da 1 bardak kefir


ARA ÖĞÜN
Seçenek 1 :
1 Porsiyon meyve
10-12 adet  tuzsuz badem ya da fındık ya da 2 tam ceviz
1 bardak yeşil çay


Seçenek 2:
2 adet kepekli grisini ya da ½ paket tuzlu diyet bisküvi
1 bardak light ayran


AKŞAM YEMEĞİ
Seçenek 1:
6 yemek kaşığı kadar az yağlı kurubaklagil yemeği
1 kase az yağlı yoğurt ile yapılmış cacık
1 orta boy kase yeşil salata( 1 tatlı kaşığı zeytinyağı,limon ve baharatlarla)
1 ince dilim tam tahıllı ya da çavdar ekmeği


Seçenek 2:
1 kase az yağlı yoğurt ile yapılmış cacık
1 orta boy kase yeşil salata( 1 tatlı kaşığı zeytinyağı,limon ve baharatlarla)
1 ince dilim tam tahıllı ya da çavdar ekmeği
2-3 köfte büyüklüğünde  ızgara/fırın/haşlama (yağsız pişirme yöntemi ile), tavuk/balık/et

45 DAKİKA-1 SAAT YÜRÜYÜŞ

ARA
Yatmadan 2 saat önce:
1 bardak yeşilçay
1 porsiyon meyve

***Önemli Not: Beslenme planları kişinin ihtiyaçları doğrultusunda özel olarak hazırlanmalıdır. Bir diyet kimisine kilo verdirirken kimisine kilo aldırabilir ya da hiçbir değişiklik yaratmayabilir. Özellikle diyabet, tansiyon gibi kronik hastalıkları olan bireylerin, hamile ve emziren annelerin, büyüme ve gelişme çağındaki çocuk ve ergenlerin beslenmesinde bu konu daha önem kazanmaktadır. Kişisel beslenme ihtiyaçlarınızı öğrenme sağlıklı ve dengeli zayıflama için mutlaka bir diyetisyen desteği alınız. Herkese sevdikleriyle sağlıklı mutlu ve huzurlu günler dilerim.

Dyt. Meltem Pırıl Şenol

CİNSEL FONKSİYON BOZUKLUKLARINDA ŞOK TEDAVİ

Küçük ŞOKLAR / Büyük MUTLULUKLAR

Yapılan araştırmalara göre 40 yaş üstü erkeklerin yarısından çoğunda değişen derecelerde sertleşme sorunu yaşanmaktadır. Sertleşme sorunu için çeşitli tedavi yöntemleri vardır. Ağız yoluyla alınan ilaçlar, vakum cihazları, penis içine enjeksiyon yöntemleri, penis protezi ve en güncel tedavi şekli olan  RENOVA LINEAR SHOCKWAVE THERAPHY uygulaması olarak sıralanabilir. 

RENOVA LINEAR SHOCKWAVE THERAPHY TEDAVİSİ NEDİR?

DÜŞÜK YOĞUNLUKLU ŞOK DALGALARI İLE ORGANDA YENİ DAMARSAL YAPILAR OLUŞTURULMASI VE MEVCUT DAMARLARDAKİ KANLANMANIN ARTMASINI SAĞLAYAN TEDAVİ YÖNTEMİDİR.

Linear etki ne demektir?

Linear etki şok dalgalarını doğrusal düzlem olarak gönderir. Yani dalgalar tüm organ üzerinde etki ederek daha kısa zamanda daha güçlü bir etki oluşturur. Dünyada sertleşme sorunu için özel olarak tasarlanmış Linear etkili tek bir cihaz vardır. O da, RENOVA LINEAR SHOCKWAVE THERAPHY’dir.

Sertleşme sorunu neden olur?

Unutmayınız ki sertleşme problemi milyonlarca erkeği ilgilendiren bir rahatsızlıktır. Bu utanılacak bir durum değildir ve günümüzde birçok hasta tedavi edilebilmektedir.  Bu konuda hiç çekinmeden doktorunuzla açık açık konuşabilirsiniz. Doktorunuzun sizin için en uygun tedavi seçeneğini belirleyecektir. Doktorunuza doğru ve açık bilgi vermeniz tedavinin başarısını arttıracaktır. Sertleşme sorunu tedavilerinde partnerin de tedaviye katılması durumunda daha başarılı sonuçlar elde edilmektedir. Erkeklerin tedaviye motivasyonu artmaktadır. Eğer siz de partnerinizin sertleşme sorunu yaşadığını düşünüyorsanız ona güven duygusu vermeye çalışın, pozitif ve duyarlı olun. Ancak bu şekilde ona yardımcı olabilirsiniz. 

Tedavi nasıl uygulanır?

Tedavi haftada 1 kez, 4 hafta süreyle uygulanır ve pozitif sonuçlar 1 ile 3 ay içerisinde görülmeye başlanır. Başarı oranı vaka seçimine bağlı olarak doğru konulan endikasyonlarda %80 başarılı olmaktadır. 

MEZOTERAPİ İLE AĞRI TEDAVİSİ

Mezoterapinin ilk kez 1952’de Fransa’da spor hekimliği tedavisinde kullanılmaya başlandığını ifade eden Güleç, “Avrupa’da yaygın olarak ağrı tedavisinde kullanılırken, ülkemizde daha çok estetikte kullanıldığında dair bir kanı yerleşmiş durumda. Oysa fizik tedavi ve rehabilitasyon alanında çok etkili bir yöntem.”

Güleç, ağrıyla ilgilenen doktorların mezoterapi uygulamaları için özel eğitim almaları ve uzmanlaşmış olmalarını gerektiğinin altını çizerek; “Kas ve iskelet sistemi rahatsızlıkları, insanların yaşam kalitelerini olumsuz yönde etkiliyor. Kireçlenme, spor yaralanmaları, bel - boyun ağrıları, kas romatizması ve kronik ağrılar gibi pek çok ağrı tedavisinde yan etkisi olmayan, ağrısız bir tedavi olan mezoterapi ile hızlı sonuç almak mümkün” dedi.

Ağrı Mezoterapi tedavisinin avantajlarını şu şekildedir:

Doğrudan problemli bölgeye uygulanması

İlacın lokal ve hızlı etkisi

Birbirlerinin etkisini artırabilecek ilaçların beraber kullanılabilmesi

İlacın daha az dozda kullanılması

İlaca bağlı daha az yan etki

Ağrısız bir tedavi yöntemi olması

Bir çok ağrı tedavi yöntemine göre daha girişimsel tedavi

Daha az seans ve daha uzun seans aralıkları

Gündelik hayatı ve iş yaşamını etkilememesi

http://www.sabah.com.tr/Saglik/2014/06/17/mezoterapi-ile-agri-tedavisi

Kardiyoloji Polikliniğimizde de hasta kabulüne başladık

Nisan 2014 itibari ile kardiyoloji polikliniğimizde hizmet vermekteyiz. Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Tamer AKBULUT Hastanemizde hasta kabulune başlamıştır.

Çocuğunuz İlkokula Hazır mı?

ÇOCUĞUNUZ İLKOKULA HAZIR MI?

İlkokula hazır oluş yalnızca takvim yaşına değil; zihinsel, psikolojik ve sosyal olgunluğa da bağlıdır. Çocuğunuzun ilkokula ne düzeyde hazır olduğunu öğrenmek için psikoloji kliniğimize başvurabilirsiniz.

 

ÇOCUĞUNUZ YAŞININ GELİŞİMİNİ GÖSTERİYOR MU?

0-6 yaş çocuğunuzun gelişim düzeyini (dil-bilişsel, ince motor, kaba motor, sosyal beceri vb.) öğrenmek için psikoloji kliniğimize başvurabilirsiniz. 

Göztepe Beauty bünyesinde REFORMER PİLATES hizmete girmiş bulunmaktadır.

REFORMER PİLATES

REFORMER PİLATES Nedir

Aletli Pilates, Reformer aleti üzerinde egzersiz yaparken, amaç güç kazanmak, vücudu kendi sınırları içinde doğru şekilde esnetmek, denge merkezini, postür bozukluklarını düzeltmek ve tüm bunlar esnasında doğru nefes, doğru tempo, odaklanma ve akıcı hareket ilkelerine sadık kalmaktır. Derslerde dengeli bir bütünlük olmalıdır; çünkü, amaç belirli kas gruplarını şişirmek ya da büyütmek değil, esnetip uzatarak kuvvetlendirmektir

REFORMER PİLATESİ Kimler Yapabilir?

Reformer egzersizleri her yaştan insanın rahatlıkla uygulayabileceği bir egzersiz sistemdir. Ayrıca reformer aleti sayesinde egzersizler engelli bireylere adapte edilebilir. Böylece fiziksel ve zihinsel rahatlama, uyum ve vücut farkındalığı sağlanabilir.

REFORMER PİLATESİN Faydaları Nedir?

Reformer; genel direnç, esneklik, koordinasyon ve denge dâhil pilatesin en bilindik faydalarının tümünü bir arada sunar. Bunun karşılığında bu aletler, daha iyi duruş, zarif, etkin hareket ve çoğu insan için sırt ağrısı gibi fiziki dengesizliklerle ilişkili ağrılardan arınma gibi günlük yaşamda ihtiyaç duyulan gelişmelere öncülük eder. Direnç geliştirme ve Pilates denildiğinde; en önemli kasları oluşturan Pilates enerji merkezi kasları en önemlileridir. Düz karınlar, güçlü sırtlar, sert kalçalar ve basenler tüm bu etkinin sonuçlarıdır. Reformer kuvveti artırırken esnekliği artırmak için geniş kapsamlı hareketlerin mükemmel yapılmasını sağlar. Vücudu egzersiz sırasında gererek uzatır ve bu uzunluğu sürdürmek için bedeni eğitir. Direnç egzersizleriyle güçlü kemikler inşa etmeye yardımcı olacak yeterli direnç ve hareket çeşitliliği sağlar. Reformer aletiyle eksantrik kas sıkışma egzersizleri yapılabilir. Bu egzersizde kas bir kuvvete direnirken uzatılmaya çalışılır.

Yönetim Kurulu Başkanımız Dr. Serdar MUTLU Cadde dergisinin sorularını yanıtladı.

  ​

E-Randevu Biz Sizi Arayalım Doktorlara Sorun
E-Randevu Biz Sizi Arayalım Doktorlara Sorun